26 Ocak 2012 - 20:30

Sabahları kalkıp bir bardak ‘Nescafe’ içen kaç kişi var? ‘Nestle’ çikolata yemeyeniniz var mı? ‘Swatch’ saat takmayanınız ya da şu meşhur ‘Rolex’ lere özenmeyeniniz? Her gün kullandığınız asansörlerin pek çoğu bile ‘Schindler’değil mi? Hala Novartis ilaçlar kullanıp ‘Sandoz’ larla vitamin takviyesi mi yapıyorsunuz? Niye mi soruyorum bu saçma soruları? Çok basit, bu ürünlerin hepsi İsviçre malı. Yani?

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- 2005’de İsviçre bugün Fransa’da çıkan yasanın aynısını çıkardığı zaman, tüm Türkiye’nin yaklaşık bir haftalık süreçte boykot ettiği ve sonra da keyifle tüketmeye devam ettiği yüzlerce üründen bir kaç tanesi..

Bakın soykırımı parlamentolarında kabul eden 20’ye yakın ülkenin malları hakkında ağzımı bile açmıyorum daha.

Şimdi kimse bana Fransız mallarının uzun uzadıya listesini yayınlamasın.

Daha da acısı İsviçre bu yasa kapsamında İşçi partisi başkanı Doğu Perinçek’i yargılayıp, Türk Tarih Kurumu eski başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nu ülkeye giremez hale getirirken bizler ‘Nestle’ çikolatalarımızı yiyip Swatch saatlerimizle şov yapmaya devam ettik.

Ve benim devletim, o süreçte İsviçre’de ki büyükelçisini, İsviçre’nin çağdışılığı ile mücadele eden‘Talat Paşa Komitesi’ ne destek vermemesi konusunda uyarıyordu !

Yani, aniden depreşen milli duygularımızın ortalama geçerlilik süresi bir ya da, bilemedin iki hafta.

Tıpkı önümüzdeki günlerde Fransa örneğinde olacağı gibi.

Herkes sosyal paylaşım sitelerinde Fransız mallarına boykot çağrısı yapıp, sanki yerli üretim yapacağı iddia edilen firmaların kökeni Yahudi ya da AB-D kaynaklı değilmiş gibi yerli üretim otomobil vurgusu yapacak.

Sonra ?

Sonrası malum.

2 hafta sonra hayat herkes için normale dönecek.

Ama hiç düşünmeyeceğiz ve sorgulamayacağız.

Mesela..

Hükümetin bugüne kadar yaptığı göstermelik milliyetçi söylemlerinin sonucunun ne olduğunu.

Ya da ,

Bu yasanın Fransa’da çıkmasının yaklaşık 5 yıldır beklenmesine rağmen, hükümet üyelerinin neden hiçbir lobi çalışması yapmadığını..

Yurt dışında gazetecilik yaparken en çok dikkatimi çeken şey Ermeni lobisinin çalışma şekliydi.

Brüksel’in en büyük belediyesinin başkanının bir röportaj sırasında bana anlattıkları hala kulağımda,

‘Bana her hafta Ermeni diasporasının yetkilileri ziyarete gelir. Siyaset konuşmasak bile gelirler. Her zaman çok sıcak ilişkiler içindeler’

Biz mi?

Bir haftalık Danone diyeti ve yaşanan hiçbir şeyin hesabını dış politikada basiretsiz bir çizgi izleyen yönetimlerden sormayarak vatan borcu ödüyoruz.

Siyasetçilerimiz mi?

Yumurta kapıya dayanınca göstermelik Fransa turu atıyorlar ya..!

Saçma sapan ikna turları..

Ermeni diasporasının yıllar boyu disiplinli bir biçimde sürdürdüğü yalan kampanyasının karşılığında, iki günlük bir çalışmayla herkesi ikna edeceğini sanan, ve halkın gazını da düzenlenen basit boykot kampanyaları ile alan bir grup konuya Fransız ‘özürcü’ Türk

Milli ekonomisi, milli egemenliği, milli eğitimi olmadan yerli otomobil yapmayı ‘Millileşmek’ sanan ve buna halkı da inandıran siyasetçiler güruhunun dış politikası buraya kadar gelebildi ve iflas etti..

Burdan sonrası mı?

Hep uyarıyorum. Önümüzdeki yıl içerisinde aynı yasa tasarısı göbek bağıyla Fransa’ya bağlı olan Belçika’nın gündemine gelecek.

Hükümet çuvalla para aktardığı şubeleri olan tüm Avrupa’da ki UETD’lere artık Ermeni sorunu konusunda da çalışmalarını söylemeli.

Bu kurum ve benzerleri artık Fetullahın propagandasını yapmak için Mevlana’nın adını kullanmayı kesip biraz da dış politika ile ilgili lobi çalışması yapmalı.

Yoksa Belçika’nın boykot edebileceğimiz bir ürünü de yok…

Burak H. Özdemir

ozdkarub@gmail.com